• 31 May Friday
  • MMO
Türkiye'de Kıdem Tazminatının Tarihçesi

Kıdem tazminatı; İş Kanununda belirtilen fesih hallerinde en az bir yıllık kıdeme sahip işçiye veya işçinin ölümü halinde hak sahiplerine işveren tarafından kanun gereği ödenmesi gereken, miktarı işçinin kıdemine ve son brüt kazancına (giydirilmiş ücret) göre belirlenen tazminattır.

Münür Aydın

Makina Mühendisi

MMO İstanbul Şubesi İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu Başkanı

Türkiye’de kıdem tazminatı ilk olarak 15 Haziran 1936 tarihli resmi gazetede yayınlanan 3008 sayılı İş Kanunu ile çalışma yaşamımıza girmiştir. Bu yasasının 13. Maddesi ihbar tazminatlarını düzenlediği gibi “Bilûmum işçiler hakkındaki fesihlerde, beş seneden fazla olan her bir tam iş senesi için ayrıca on beş günlük ücret tutarında tazminat dahi verilir.” şeklindeki düzenleme ülkemizdeki ilk kıdem tazminatı uygulamasıdır.

3008 Sayılı İş Kanunu yerine 1967 yılında yürürlüğe konulan 931 sayılı İş Kanunu ile kıdem tazminatı “üç yıldan fazla çalışmış olmak şartıyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır” şeklinde düzenlenmiştir.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir konu ise kıdem tazminatına hak kazanabilmek için 3008 sayılı İş Kanununda “…her bir tam iş senesi…” tanımı varken, 931 sayılı İş Kanunu ile “…her bir tam yıl için…” denilerek takvim yılı uygulaması getirilmiştir.

931 Sayılı İş Kanununun tümünün Anayasa’nın 85. maddesine, başlangıcında yer alan ilkelere, sosyal devlet kavramına, sosyal ve iktisadî haklar ve ödevler bölümüne ve bütününün ruhuna aykırı olduğu savı ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi kararının 11 Mayıs 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanmasından sonra; 1475 sayılı İş Kanunu yürürlüğe girmiştir. 1475 Sayılı İş Kanununun kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddesi “Hizmet akdinin 17 nci maddenin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında işveren tarafından veya 16 ncı maddenin I ve II numaralı bentlerinde gösterilen sebeplerle işçi tarafından veyahutta muvazzaf askerlik dolayısıyla feshi halinde üç yıldan fazla çalışmış olmak şartıyla işe başladığından itibaren her tam yıl için işçiye 15 günlük ücreti tutarında tazminat verilir. Altı aydan fazla süreler  yıla tamamlanır” şeklindedir. 1475 sayılı İş Kanununun 14. Maddesinde “Feshedilmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” Şeklinde yapılan değişiklik ile 01 Şubat 1974 tarihinden itibaren kıdem tazminatı artık her tam yıl için 30 günlük ücret olarak ödenmeye başlamıştır. Artık bu düzenleme ile altı ayı geçen kıdem süresinin yıla tamamlanması ilkesinden de vazgeçilmiştir. Ayrıca bu düzenleme ile “kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedi buçuk katından fazla olamaz” denilerek kıdem tazminatına tavan getirilmiş olmaktadır. Ancak bu düzenleme de Anayasa Mahkemesinin 25 Ocak 1979 tarihli kararı ile tavan uygulamasının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptal edilmiştir. Fakat 12 Eylül Faşist Cuntası tarafından tavan uygulaması tekrar getirilmiştir. Hatta daha da ileriye gidilerek kıdem tazminatı konusunda İş Kanununun 98. maddesine eklenen bir hükümle kanunun belirlediği kuralların dışına çıkılması halinde altı aydan iki yıla kadar hapis ve 20 bin Türk Lirasından, 50 bin Türk Lirasına kadar ağır para cezası uygulaması getirilmiştir. Yani artık işveren istese de kanunda yazılı olandan fazla kıdem tazminatı ödeyemeyecektir. Hızını alamayan 12 Eylül Faşist Cuntası 1982 yılında yaptığı değişiklik ile kıdem tazminatının tavanını “en yüksek devlet memurunun bir hizmet yılı için alacağı emeklilik ikramiyesini geçmez” şeklinde düzenleyerek iyice aşağıya çekmiştir.

10 Haziran 2003 tarihli resmi gazetede yayınlanan 4857 sayılı yasa ile İş Kanunu değişmesine rağmen kıdem tazminatını içeren 1475 sayılı İş Kanununun 14. maddesi yürürlükte bırakılmıştır. Günümüzde kıdem tazminatları 1475 sayılı İş Kanununun 14. Maddesine göre hesaplanmaktadır. Yetmişli yıllarda 25 yıllık çalışma süresinin sonunda emekli olan bir işçi daire alabiliyorken, seksenlerde dairenin yarısını, günümüzde ise ancak beşte birini alabilmektedir.

Kıdem Tazminatına Saldırılar

Kıdem tazminatı fonu kurulması ile ilgili olarak 1950 sonrasında çalışma meclislerinde birçok kere görüşler ortaya atılmasına rağmen ilk yasal düzenleme 1475 sayılı İş Kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun olan 1927 sayılı kanun ile yapılmıştır. 1927 Sayılı kanunda “İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydıyla Devlet veya kanunla kurulu kurumlarda veya %50 hisseden fazla Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir. Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.” maddesi yer almıştır. Kıdem tazminatı fonu 4857 sayılı İş Kanununda da yer bulmuş bu kanunun geçici 6. maddesi “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.” şeklindedir.

Kıdem Tazminatı Fonu İle Yapılmak İstenen Nedir?

AKP iktidarları tarafından ısıtılıp sık sık gündeme getirilen kıdem tazminatı fonu ile neler amaçlanmaktadır. Öncelikle AKP İktidarlarının kıdem tazminatı fonu taslağı işveren örgütü olan MÜSİAD tarafından hazırlanmış olan taslak ile aynıdır. Bu fonun kurulması İMF ve Dünya Bankası tarafından da önerilmektedir.

Taslak incelendiğinde aşağıdaki çıkarsamaları yapabiliriz.

1) Kıdem tazminatı fonundan yararlanmak için 10 yıllık süre öngörülmektedir. Şu an 1 tam yılı dolduran her işçi kıdem tazminatına hak kazanmaktadır.

2) İş güvencesini ortadan kaldırmaktadır. Kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğü kalmayan işveren işçiler kolayca işten atabilecektir.

3) Kıdem tazminatı 13. maaş olmaktan çıkarılmaktadır. Şu an uygulanan sistem ile aylık olarak ücretin yüzde 8.33 olarak kıdem tazminatı olarak ödenmektedir. Taslak ile fona ödenecek prim yüzde 8.33 oranının yarısına karşılık gelmektedir.

4) Kıdem tazminatı son alınan giydirilmiş ücret (işveren tarafından sağlanan süreklilik gösteren yemek, yol, elbise, eğitim yardımı vs. dahil ücret) üzerinden ödenirken fona işveren tarafından ödenecek primler çıplak ücreti kapsamaktadır.

5) Fonların değerlendirilmesi de ülkemizde her zaman tartışmalara neden olmuştur. Geçmiş fon örneklerinde olduğu gibi piyasanın çok altında çok küçük nema uygulamaları ile bu fon işçilerin ekonomik kaybına neden olacaktır. Geçmişte uygulanan Konut Edindirme Fonu, Tasarrufu Teşvik Fonu olumsuz örnekler olarak önümüzde durmaktadır.

6) Primlerin peşin ödenmesi işveren açısından da zorluk getirebilir. Şimdiki uygulamada toplu işten çıkarma olmadığı sürece işveren kıdem tazminatlarını ödeyebilmektedir.

7) Ülkemizde olağan hale gelen prim borcu cezalarının affı bu fon için de uygulanırsa primleri zamanında ödemeyen işverenler ödüllendirilmiş, ödeyen işverenler ise bir kez daha cezalandırılmış olacaktır.

8) Bu fon AKP iktidarının yarattığı devasa bütçe açıklarını yamamak üzere oluşturulmaktadır. Bu fonunda nasıl ve nerelere kullanılacağı tartışma konusudur. Ayrıca işsizlik fonunda olduğu gibi asıl hak eden işçiler yerine işverenlere de bu fondan kaynak sağlamak olasılığı bulunmaktadır.

Sonuç olarak kıdem tazminatı fonu işçilerin kazanılmış haklarının kaybedilmesine neden olabileceği gibi, işveren ve iktidar açısından ise yeni bir finans kaynağı olacağı çok açıktır.