• 5 August Monday
  • MMO
50 Soruda Teknolojik Gelişmeler ve Hayatımız

Prof. Dr. Mustafa Hayri Kozanoğlu ile teknolojinin hem işleyişini hem de ekonomik toplumsal sonuçlarını kapsayan 50 soruya yanıtlar ürettiği “Teknolojik Gelişmeler ve Hayatımız” adlı kitabı üzerine konuştuk.

Prof. Dr. Mustafa Hayri Kozanoğlu

Endüstri Mühendisi

Öncelikle bu kitabı yazma ihtiyacınız nasıl doğdu, bununla başlayalım.

Teknolojik değişimin baş döndürücü bir ivme kazandığını biliyoruz. Mühendislik diploması bulunan bir sosyal bilimci olarak öncelikle teknolojideki gelişmeleri anlama, süreci kavrama çabasına girdim. Kısaca kitap meraktan doğdu. Sonra da bu çabamı sade okura anlaşılır bir dille aktarmayı amaçladım. Derken “50 Soruda Teknolojik Gelişmeler ve Hayatımız” ortaya çıktı.

Endüstri 4.0 tüm şirketlerin gündemi. Bir yandan da "Türkiye daha 3.0'ı tam olarak yakalayamadı" eleştirileri var. Siz Türkiye'nin teknolojideki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bilim öncelikle bilime saygının yerleştiği, aydınlanma fikrinin kök saldığı, önyargılara ve hurafelere itibar edilmeyen bir iklimde gelişir. Türkiye’nin son dönemine bilimin, çağdaşlığın, liyakatin önemini kavrayamayan, eğitimin çağın gerisinde kaldığı köhne bir yönetim zihniyeti damgasını vurdu. Dolayısıyla fazla umutlu olmak olanaksız. Endüstri 4.0’a gelince, özellikle Alman sanayi devleri tarafından dolaşıma sokulan jenerik bir ifade. O nedenle “millet Sanayi 5.0’ı yakaladı biz daha 3.0’ın bile gerisindeyiz!” tarzı klişelere mutlaka itibar etmek gerekmiyor. Ancak, “mekanizasyon, seri üretim, otomasyon” şeklinde sıralanabilecek önceki üç sanayi devriminin geride bırakıldığına; artık fiziksel, dijital ve biyolojik alanları buluşturan bir aşamaya geçildiğine vurgu yapması açısından önemli. Tabii ki şirketler bu çerçeveyi karlarını artırmak, rekabet güçlerini ileriye taşımak için kullanmaya çalışıyorlar.

Son zamanlarda 'nesnelerin interneti' ya da 'yapay zekâ' terimlerini sıklıkla duymaya başladık. Tüketiciye bunların tam olarak ne olduğunu ve günlük yaşamında ne işe yarayacağını kısaca anlatabilir misiniz?

Yapay zekâ makinelerin insan gibi düşünebilmelerini sağlamayı amaçlıyor. Bilimi ve teknolojiyi bu doğrultuda seferber ediyor. Tek tek birçok işi insandan daha hızlı ve verimli yapmayı olanaklı kılıyor. Ancak “tekillik” adı da verilen, yapay zekânın insanı geride bırakarak, tüm dünyayı değiştirerek kendi egemenliğini dayatacak noktaya gelmesinin henüz uzağındayız. Bunu temenni de etmiyorum açıkçası. İnsana özgü; sağduyu, sezgi, sosyal zekaya sahip, empati kuran makinaların düşlenmesi bile iyi ki zor. Amaç olsa olsa yapay zekânın insanlıkla uyum içerisinde bulunduğu bir dünya yaratmak olabilir.

Nesnelerin interneti ise, makinaların makinalarla internet üzerinden ilişki kurmasını sağlıyor. Örneğin evlerdeki elektrik, elektronik ve mekanik sistemleri uzaktan kontrol edebiliyorsunuz. Diyelim buzdolabınızı binlerce kilometre uzaktan ayarlayabiliyorsunuz. Ne var ki bu imkân bu buzdolabının ilk hayatımıza girmesine, “yiyeceklerin bozulmadan uzun süre saklanmasına” koşut, bir “kalite sıçraması” sağlıyor mu, yoksa bir ayrıntı mı buna cevap vermek kolay değil.

Akıldan geçenleri nöroteknolojiyle okuma işlemi dünyada yapılabildi mi? Yoksa yalnızca gerçekleştirilmeye mi çalışılıyor? Bazı bilim kurgu filmlerinde de bilinç düzeyinde sıçramalar yaşanıp, teknolojiye gerek kalmadan insanların düşünceleri kendi kendilerine okuyabildiği, telepatiyle anlaştığı işlenir. Gerçekten de bu iş yüzyıllar sonra oraya varır mı?

Nöroteknolojiyle insan beyninden geçenleri okuma yöntemleri üzerinde çalışılıyor. Kitapta da yer verdiğim, felçli hastaların düşünce gücüyle uzuvlarını hareket ettirebilmesi gibi insanlık yararına uygulamaları var. Ancak insanın mahremiyetine giren, siyasi amaçlarla veya pazarlama aracı olarak bu teknolojiyi kullanacak uygulamaları etik açıdan çok sakıncalı buluyorum.

Bulut teknolojisinin kişisel eğlenceyi ve yaşam tarzını dönüşüme uğrattığından bahsetmişsiniz. Bunu açabilir misiniz, nasıl bir dönüşüme uğrattı?

Bulut teknolojisi öncelikle şirketlerin bilgi işlem ve veri depolamayı kendi bünyelerinde yapmayıp, bunu dışarıdan bir hizmet olarak alabilmelerine olanak tanıyor. Ciddi bir maliyet avantajı sağlıyor. İş gezisindeki bir profesyoneli ele alalım; Bulut’a bağlanarak Londra’dan veya Seul’den e-maillerinizi kontrol edebiliyor, şirket merkezine erişimle çalışmanızı masa başındaymış gibi sürdürebiliyor, akşam otel odanıza çekilince de, Netflix’ten dizi izleyerek gecenizi şenlendirebiliyorsunuz. Böylelikle esnek çalışma, kişisel eğlenceyle birleşiyor, yaşam temponuz dönüşüme uğruyor.

Bir yandan robotların istihdamı tartışılırken, diğer yandan da kadınların her alanda olduğu gibi dijital alanda da erkeklerin gerisinde 'bırakıldığı' gerçeği var. (Son yayımlanan bir raporda yalnızca teknoloji sektöründe hiç terfi alamamış kadınların oranı %52 idi) İstihdam böylesine sıkıntılı bir konuyken, hem robot kaygısı hem cinsiyet eşitsizliğinin dijitale de aktarılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruya kadınların işgücüne katılım oranının %30 civarında bulunduğu Türkiye’den yanıt vermeye çalışmak çok hazin. Kadınların ekonomide hak ettikleri konumu almalarının önünde, parasal olanaklarının sınırlılığı, teknolojiyle bağlarının yetersiz olması ve çoğu din temelli kültürel önyargılar büyük rol oynuyor. Küresel ekonomide erkeklerin yıllık ortalama kazancı 20 bin dolarken, ne yazık ki kadınların 11 bin dolar. Gelgelelim robotların insan emeği yerine ikame edilmelerinin bir teknik, bir de ekonomik boyutu bulunuyor. Buradan yola çıkarak robotların erkekler için daha büyük tehlike oluşturduğu söylenebilir. Çünkü bir erkeğin yerini almak 11 bin dolar değil ortalama 20 bin dolar tasarruf sağlar.

Son olarak teknolojinin sürekli geliştiği böyle bir dönemde gençlerin yönelmesini tavsiye edeceğiniz alanlar nelerdir ve bu alanlara yönelmek isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Öncelikle teknolojide söz sahibi olmak isteyenlerin matematik, fizik, kimya hatta felsefe ve dil becerileri gibi temel bilim alanlarında çok donanımlı olmaları gerek. Çok yönlü becerilere sahip, sürekli kendini geliştirmeyi amaçlayan, teknolojinin imkânlarından koşullar elverdiğince yararlanmaya çalışan gençler geçmişte olduğu gibi gelecekte de yeni teknolojide kendilerine yer bulabilirler. Bu dileklerim; sınıfsal konumun, gelir ve servet dağılımında farklı basamaklarda bulunmanın bazı gençlerin önünü açarken, bazılarının önünde engel oluşturduğunu unuttuğum gibi yorumlanmasın lütfen…